Elias Canetti - Körleşme

Elias Canetti'nin 1935 tarihli tek romanı Körleşme (Die Blendung), dünyaca ünlü sinolog Profesör Peter Kien'in kitaplarına olan saplantılı bağlılığı ve gerçek dünyadan kopuşuyla başlayan, deliliğe uzanan trajediye dönüşen bir çöküş öyküsüdür. Kien, hizmetçisiyle yaptığı yanlış evlilik sonucu kendi "kütüphane kalesi"nden sürülür, paraya tapan çıkarcı insanlarla karşılaşır ve sonuçta kendi kurduğu zihinsel dünyanın yıkımı altında ezilerek kendini yakar.

Körleşme Romanının Özeti ve Temel Unsurları:
  • Ana Karakter: Profesör Peter Kien, kitaplarından başka hiçbir şeye değer vermeyen, insanlardan nefret eden, entelektüel kibirli bir dâhidir.
  • Çatışma ve Kırılma:
    Kien, okuma yazma bilmeyen hizmetçisi Therese ile evlenir. Therese'nin Kien'in kitaplarını ele geçirme ve servetine konma arzusu, Kien'in fildişi kulesinin yıkılmasına neden olur.
  • İnsan Tasviri: Canetti, Kien'in çevresindeki insanları (Therese, apartman yöneticisi Pfaff, cüce Fischerle) grotesk, aşırı bencillik ve açgözlülükle malul tipler olarak çizer.
  • Temalar: Kitapta bireyin yalıtılmışlığı, gerçekliğin çarpıtılması (körleşme), kitle psikolojisi ve aydınlanma çağının çöküşü işlenir.
  • Son: Kien, kütüphanesini yakarak kendi sonunu hazırlar; bu, aklın ve bilginin, cahilliğin ve vahşetin karşısında yenilgisini simgeler.
Eserin Önemi: 1981 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Canetti, bu eseriyle Nazi dönemi öncesi Almanya'sındaki çöküşü ve insanlığın sürüleşmesini önceden haber veren kehanet niteliğinde bir başyapıt yaratmıştır. Roman, Alman edebiyatında modernizmin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir


Elias Canetti - Körleşme

Arka Kapak Bilgisi

Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya'da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır.

Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor.

İnsanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen "aymaz" aydın karakterinde ustalıkla yansıtan Canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikâyesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.


Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümü Dünyasız Bir Kafa olarak adlandırılmıştır. Uzun boylu, zayıf bir adam olan Profesör Kien, tüm dış dünyadan soyutlanmış bir şekilde kendine yirmi beş bin kitaptan oluşturduğu kalesinde yaşamını sürdürmektedir. Dış dünyadan, cahil ve bilgi kırıntısına bile sahip olmayan bu insan topluluğundan öylesine tiksinmektedir ki tam anlamıyla toplumdan izole olmuştur. Ne bir dostu ne bir arkadaşı ne de bir sevgilisi vardır. Tek akrabası olan kardeşi ile bile görüşmemektedir. Kien, insanlardan uzak durma kararının doğruluğuna o kadar inanmaktadır ki üstün bilgilerini paylaşmak için bile olsa insanlarla etkileşime girmezdi. Öyle ki kendisinin büyük bir sevecenlikle karşılanacağı, ününden dolayı büyük saygı görüleceği ve insanların merakla her seferinde dahil olup olmayacağı üzerine bahse girdikleri o kongrelere hiç teşrif etmezdi. Kien, kendi araştırmasını okuması üzere birini gönderir ve yılların geleneğini hiç bozmayıp topluluklara asla dahil olmazdı. Kendisi çok uzun saatler çalıştığı ve okumalar yaptığı için evde yardımcı birine ihtiyacı vardı. Gazeteye verdiği ilan sonucu Therese isimli bir kadını yanında çalıştırmaya başlamıştır. Therese, orta yaşlı geçimini temizlikçilikle sürdüren cahil denebilecek düzeyde eğitimsiz ve paragöz kadının biriydi. Kien, kendi dünyasına dahil etmek zorunda kaldığı bu kadının kitaplarına olan özeninden çok memnundu. Kadın, kitapları tek tek siliyor, tek bir toz bırakmıyor hatta kitaplara eldivensiz bile dokunmuyordu.

Kafasız Bir Dünya isimli bölüm kitabın ikinci bölümüdür. Kien, öldükten sonra kitaplarına ne olacağı konusunda derin endişelere sahipti. Kitaplarının dağılmasından ve tüm o tiksindiği ayak takımının eline düşmesinden çok endişeliydi. Bunun üzerine hayatının hatasını yapan Kien, 8 yıldır ona hizmet eden Therese ile evlenmeye karar vermiştir. Evliliğin normal bir sevgi bağına dayanmadığı iki taraf açısından da biliniyordu. Birisi geleceğini garanti altına almak amacıyla diğeri kitaplarının kaderini bağlamak amacıyla bu evliliği gerçekleştirmişti. Başta her şey aynı düzeninde sürerken Kien bu kadının gittikçe büyüyen varlığına dayanamamaya başladı. Evden dışarıda daha fazla vakit geçirip akşamları da içen Kien, karısının varlığına körleşip yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Therese ise kocasının parasını çarçur ettiğini ve önceden iki satır karalayarak kazandığı parayı bile artık kazanmadığını böyle giderse sonunda bütün paralarının tükenip düşkünler evine gideceklerinden korkmaktaydı. Düşkünler evine gitmesi gereken Therese değildi. Bütün parayı çarçur eden kafayı kitaplarıyla bozmuş bu zavallı adamdan başkası değildi. Therese, sonunda Kien’i kapının önüne koydu. Kien, bir diğer körleşmeyi yaşadığı evinin, kitaplarından kurduğu kalesinin içine almadığı kapının önünde bıraktığı tüm o düşkün ve aciz insan topluluğu ile bir arada yaşamak zorunda kalır. Cennetin Yıldızları isimli bir pavyonda daha önce karşılaşmayı hayal bile edemeyeceği insanlarla bir araya gelmiştir, Kien. Bu bölümde öne çıkan karakterlerden biri de Amerika’ya gidip oyuncu olma hayal olan cücedir. Cüce, Therese’den bile daha paragözdür ve Kien’in başına türlü türlü işler açar.

Kitabın son bölümünde kardeş Kien yani Georges kitaba dahil olur. Kien’in akıl sağlığı günden güne bozulurken akıl hastanesinde müdürlük yapan doktor kardeşinin çözümlemeleri destanlar üzerinden yapılan göndermeler kitabın bu bölümünde öne çıkmaktadır. Therese’nin varlığı bile Kien için büyük sancılarasebep olmaktadır. Kardeşinin de yardımıyla Kien bir süredir uzak kaldığı ve kafasında yarattığı kitaplarına ve evine kavuşur. Fakat ruh sağlığı öylesine bozulmuştur ki Kien başlattığı bir yangında kendi varlığına ve kendini yaratan kitaplarının varlığına son verir.

Kien, kendisine kafasının içinde bir dünya yaratmıştır fakat yarattığı kafasına bir dünya bulamamıştır. Bilgiye olan aşkı onun yalnızlıktan kalesinin asma kilidi olmuştur ve sosyal açıdan eksik bir insan yapmıştı Kien’i. Canetti, sınıfsal farka bu farkın altını çizen tüm o aydın kesme Kien üzerinden göndermelerde bulunmuştur. Önce gözünü kapatarak görmezlikten gelmeyi sonra kulaklarını kapatıp duymazlıktan gelmeyi ve en son da tepki dahi veremeyeceği bir ketlenme evresinde insanın yaşamının son bulduğunu fakat bu yaşamın kimseye dokunmadan geçirilen beyhude bir zaman olduğunu ifade etmektedir. Tüm bildiklerimiz ve kendimize kattıklarımız ancak diğerleriyle bir aradayken anlamlıdır. Sırça köşklerimizde sürüp giden yaşamlarımız insanın duygusal sakatlığının yansımalarından başka bir şey değildir.

Körleşme kitabının dili açık ve anlaşılırdır. Kitabın bana göre en derinlikle ve akıcı bölümü birçok psikolojik çözümlemelere ve destansı gönderimlere yer verilen üçüncü kısımdır. Okunmasını tavsiye ettiğim yaşama çok fazla değinirken aynı zamanda da bizi Kien’in öyküsüne kaptıran bu eser Canetti’den kendi kurdukları sırça köklerinde yaşayan günümüz aydınlarına da bir çağrıdır.

Monte Kristo Kontu – Alexandre Dumas

Tür: Roman
Yazar: Alexandre Dumas
Yayınlanma Tarihi: 1846


Karakterler

Edmond Dantes: Dantes 19 yaşında genç bir denizciyken iftiraya uğrar ve If Kalesi’ne atıldı. Burada bakış açısı değişir ve kurtulduğunda Papa ve birçok kişinin Monte Cristo adlı adada ele geçirmeye çalıştığı hazineyi bulur. Kendisini her yerde farklı isimlerle tanıtır. Ancak bu hırs onun iradesini ve güçlü karakterini etkilemez. İntikam için sabırla bekler.

Gerard de Villefort: Paris’te genç bir savcıyken düğün gününde Dantes karşısına getirilir. Onun suçsuz olduğunu anlasa da babası Nuvardiye de Villefort’u kurtarmak için Dantes’i duruşmasız İf Şatosu’na yollar. Zamanla kralın gözüne girmeyi başarıp başsavcılığa kadar yükselir. Villefort romanda Monte Kristo kontuna hep kuşkuyla yaklaşmıştır. Kont hakkında araştırma da yapar.

Pierre Morrel: Firavun gemisinin sahibidir. Şirketinde pek çok gemi vardır.

Danglars: Morrel firmasına ait Firavun gemisinin ikinci kaptanı ve hesap müdürüdür. Kaptan ölünce denizcilik kurallarına göre kaptan olması gerekirken Dantes kaptan olunca hazmedemez ve Fernand’la birlik olup Dantes’i Napolyon ajanı olmakla itham eden bir mektup yazar. Kısa sürede ticaretle uğraşıp zengin olur.

Fernand de Morcef: Katalan bir balıkçı olan Fernand, Dantes hapse girdikten sonra kuzeni Mersedes’le evlenir. Kendini soylu bir aileden gelmiş gibi göstermek için Morcef soyadını alır. Hakkında açılan vatana ihanet suçlamasında Ali Paşa’nın kızı Haydee’nin tanıklığıyla suçlu bulunur.

Mersedes de Morcef: Dantes’in nişanlısıdır. Evlenecekleri gün Bonapartçılık suçlamasıyla Dantes savcının huzuruna götürülür. Uzun süre Edmond’dan haber beklese de umudunu keser ve Fernand’la evlenir.

Haydee: Tepedelenli Ali Paşa’nın kızıdır. Fernand de Morcef onu esir tüccarına satmış, daha sonra kont tarafından bulunup himayeye alınmıştır, kont onu cariyesi olarak tanıtır.

Nuvardiye de Villefort: Savcı Gerard de Villefort’un babasıdır. Uzun süre Napolyon’un en sadık adamlarından olmuş, Napolyon ikinci kez hükûmeti devraldığında geçici hükûmette yer almıştır. Yaşlanınca felç geçirir ve oğlunun evine taşınır.

Franz d’Epinay: Kitapta ilk olarak Albert de Morcef’in arkadaşı olarak görünür.

Louis Dantes: Edmond Dantes’in babasıdır. Kitapta oldukça gururlu olduğu belirtilen Louis Dantes, oğlunun yokluğunda kimseden borç almaya yanaşmamıştır. Oğlu duruşmaya götürüldükten sonra uzun süre haber alamayınca parasız kalır ve açlıktan ölür.

Napolyon: Fransa’nın ünlü lideri Napolyon’un adı kitapta geçer ancak görünmez. 2002 yapımı Monte Kristo filmindeyse Alex Norton tarafından canlandırılmıştır.

Firavun: Kaptan Löklerk’in kaptanlığındaki gemi onun ölümüyle birlikte Edmond’un Kaptanı olduğu gemi olmuştur.

Maraşel Bertran: Napolyon’a çalışan Elba Adası’nda mektubun ulaştığı kişidir.

Löklerk: Firavun gemisinin kaptanıdır. Ölmeden Dantes’e Bertran’a ulaştırılması için bir mektup verip ölür. Onun ölümünden sonra kaptan Dantes olur.

Gaspar Kadrus: Dantes’in terzi komşusudur.

Albert de Morcef: Fernand ve Mersedes’in oğludur.

Abbe Farya: İtalya kökenli bir rahiptir.

Benedetto: Savcı Villefort ile Hermine Danglars’ın oğludur.

Giovanni Bertuccio: Monte Kristo kontunun İtalya kökenli hizmetkârıdır.


Konusu

Romandaki olaylar 1815-1839 yılları arasında Fransa, İtalya ve bazı Akdeniz adalarında geçer; her şeyi bilen, her şeyi bilen ve her yerde hazır bulunan bir anlatıcı tarafından verilir. Düşmanları tarafından hazırlanan bir tuzakla masumca hapsedilen Edmond Dantés’in 14 yıl hapis yattıktan sonra felaketine sebep olanlardan intikamını alması konu ediliyor. Konu, Monte Cristo Kontu, Edmond Dantés, Morrel, Mercedes, Villefort, Caderousse, Fernand romanının karakterleri ve çocukları etrafında gelişir.

Monte Kristo Kontu Özeti

Morrel şirketine ait Firavun gemisinin yardımcı kaptanı Edmond Dantes, hastalandığında ilk kaptanın görevini üstlenir ve dönüş yolunda ölür. Ölmeden önce, kaptan, ona bir şey olursa Elba Adası’na uğraması konusunda onu uyarır ve orada kendisi için bir iş yapmasını ister. Dantes bu dileklerini gerçekleştirmek için Elba Adası’na gider, sürgündeki Napolyon ile tanışır ve ondan Paris’teki arkadaşlarına gönderilmek üzere bir mektup alır. Ardından fırtınalı bir havada gemisini Marsilya’ya getirmeyi başarır. Bu başarısından dolayı geminin sahibi ona bir sonraki seferde geminin kaptanı olmayı teklif eder. Böylece içinde bulunduğu maddi sıkıntıların üstesinden gelen Dantes, yıllardır sevdiği ve evlenmek istediği Katalan nişanlısı Mercedes ile evlenmek için düğün hazırlığı yapar.

Fernand, Mercedes’e âşıktır ve onları kıskanmaktadır. Gemide çalışan ve aralarında bir tartışma olduğu için Dantes’ten nefret eden muhasebeci Danglars ile takım kurar. Dantes’in Napolyon’un bir ajanı olduğunu bildiren bir ihbar mektubu yazarlar. Dantes’in terzisinin komşusu Gaspar Caderousse de istemeden bu işe karışmıştır.

Dantes düğün gününde tutuklanır. Napolyon’un destekçileriyle krala karşı işbirliği yapmakla suçlanır. Dantes, Napolyon’dan aldığı mektubu savcıya teslim eder. Savcı, eski bir Napolyon destekçisinin oğlu olan Villefort, Krala hizmet etmeyi seçti ve krala yakınlığıyla tanınan Saint-Meran ailesinin kızı Renee ile evlenir. Dantes’in teslim ettiği mektubun babası Nuvardiye’ye yazılmış olduğunu görünce mektubu hemen yok eder. Mektupta Napolyon, Nuvardiye başkanlığındaki komiteye askeri darbeye hazırlanmalarını emreder. Dantes’i bu mektubu yok ederek kendisine iyilik yaptığına ikna eden savcı, mektuptan kimseye bahsetmemesini emreder. Ancak bizzat krala giderek Napolyon’un harekete geçtiği haberini ileterek Kralın güvenini kazanır. Dantes’i mahkemeye bile çıkarmadan If Kalesi’ne attırır.

Hapishanede Abbe Farya adında bir rahiple tanışan Dantes, onun sayesinde her şeyi daha net görmeye başlamış ve intikamla dolmuştur. Patronu Morrel ve Mercedes’in tüm çabalarına rağmen 14 yıl boyunca adadan kaçamaz ve adada hapis kalır. Hücrede birlikte geçirdikleri süre boyunca Farya birçok konuda eğitim alır. Farya ona Monte Kristo adasındaki hazineyi anlatır. Bir tünel kazmak ve kaçmak ve hazineyi bulmak için yola çıktılar. 14 yıl sonra tüneli kazıp bitirdikleri gün Farya ölür.

Farya’nın ölümünden sonra bir şekilde kaleden kaçmayı başaran Dantes, Farya’nın kendisine bahsettiği hazineyi bulur ve intikam almak için Monte Kristo Kontu kimliğine bürünür. Dantes hapisteyken babası intihar eder. Fernand, Yanya valisi Tepedelenli Ali Paşa’ya ihanet ederek zengin olur. Mercedes ile evlenir ve bir oğulları olur. Onu hapse attıran Villefort, Paris’te Başsavcı pozisyonuna yükselir. Danglars’ın banka işleriyle uğraşarak üst sınıfa çıktığını gören Kont, tüm ailelerle yakınlık kurar, onların zaaflarını bulur ve onları cezalandırmaya başlar. Eski patronu Mösyö Morrel’i iflastan kurtarır. Tüm düşmanlarından intikam aldıktan sonra bir mektup bırakır ve bir gemide kaybolur.

Kısa Bilgiler
  • Pek çok dile çevrilen ve dünya edebiyatında pek çok yazarı etkileyen romanda o dönemde Avrupa’daki Türk algısı hakkında bazı küçük ipuçları da yer almaktadır.
  • Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nu epey meşgul etmiş Tepedelenli Ali Paşa’nın romanda adı sık geçer.
  • Eserin Türkçeye çevirisine 1871’de başlayan Teodor Kasap, otuz kadar kişinin yardımıyla 3 yılda tamamlamıştır.
  • Çevrilmesine katkıda bulunanlar arasında yer alan Ahmet Mithat’ın, yazdığı Hasan Mellah (1874) adlı eserinde Monte Kristo Kontu romanından ilham aldığı düşünülür.

Monte Kristo Kontu – Kitap Açıklaması

Zindanda unutulmuş mahkûmları bekleyen bütün felaketler. Dantes’in başından geçti.

Tutuklandığı zaman gururluydu. Çünkü suçsuz olduğuna inanıyordu. Hapse atılınca, gururun yerini ümit aldı: Savcı ona yardım edeceğine söz vermişti…

Günler aylara, aylar yıllara eklenince suçsuzluğundan şüphe eder hale geldi. Gardiyana saldırması bu devreye rastlamıştı. Adam ona delirmeye başladığını söylüyordu…